- Olgunun adı
- Çocukların Evliliğe Sürüklenmesi
- Hak ihlaline maruz bırakılanlar
- Evliliğe Sürüklenen Çocuklar
Kelimeler, yaşananları nasıl gördüğümüzü, sorumluluğu kime yüklediğimizi ve hangi gerçeği görünür kıldığımızı da belirler.
Yanlış bir kavram, ağır bir hak ihlalini sıradanlaştırabilir. Şiddeti görünmez kılabilir, sorumluları perdeleyebilir ve çocuğu kendisine dayatılan bir yetişkinlik rolünün parçasıymış gibi gösterebilir. Bu nedenle kullandığımız dili değiştirmeyi yalnızca bir kelime tercihi olarak değil, çocuk hakları mücadelesinin temel bir sorumluluğu olarak görüyoruz.
1. Hakikati Gizleyen “Çocuk Gelin” Söylemini Reddediyoruz
Toplumda, medyada ve zaman zaman kurumsal dilde kullanılan “çocuk gelin” ifadesi; ağır bir çocuk hakları ihlalini masumlaştıran, romantize eden ve evlilik görüntüsü altında kabul edilebilir hâle getiren bir söylemdir.
“Gelin” kelimesi; düğün, kutlama, aile kurma, gelenek ve gönüllü birliktelik gibi olumlu kültürel çağrışımlar taşır. Bu kelimenin “çocuk” sözcüğüyle yan yana getirilmesi ise çocuğun maruz bırakıldığı baskıyı, şiddeti, istismarı, sömürüyü ve hak kayıplarını perdelemektedir.
Bir çocuk “gelin” değildir. Çocuğun üzerine yapıştırılan bu sıfat, onun çocukluk hakkını görünmez kılar; yetişkinlerin karar ve eylemleri sonucunda ortaya çıkan bir hak ihlalini çocuğun medeni durumuymuş gibi sunar.
Bizler, çocuk hakları savunucuları olarak “çocuk gelin” ifadesini reddediyoruz. Bu ifadeyi yalnızca eleştirdiğimiz toplumsal söylemi açıklamak amacıyla ve tırnak içinde kullanıyoruz. Çocukları tanımlamak, haberleştirmek, araştırmak veya savunuculuk faaliyetlerinde bulunmak için kullanılmasını kabul etmiyoruz.
Evliliğe sürüklenen çocuk vardır.
2. Mevcut Tanımın Ötesinde Hak Temelli Bir Dil Kuruyoruz
Akademik, teknik ve uluslararası literatürde kullanılan “Çocuk Yaşta, Erken ve Zorla Evlilikler” ifadesi, olgunun belirli yönlerini tanımlamak ve araştırmak bakımından önemli bir kavramsal çerçevedir.
Ancak bu ifade kamusal dilde tek başına kullanıldığında, çoğu zaman ortaya çıkan sonucu tarif etmekte; çocuğu o sonuca götüren süreci, baskı mekanizmalarını ve sorumlu aktörleri yeterince görünür kılmamaktadır. Sorun yalnızca evliliğin kaç yaşında gerçekleştiği değildir.
Sorulması gereken temel sorular şunlardır:
- Çocuk bu sürece kimler tarafından yönlendirildi?
- Kimler karar verdi, baskı kurdu veya aracılık etti?
- Hangi toplumsal, ekonomik ve kültürel koşullar bu süreci kolaylaştırdı?
- Hangi kurumlar ve yetişkinler çocuğu korumak için zamanında harekete geçmedi?
- Kimler gördü, bildi, sustu veya sorumluluğunu yerine getirmedi?
Akademik ve teknik terminolojinin varlığını inkâr etmeden, kamuoyu ve çocuk hakları savunuculuğu dili açısından daha açık, daha sorumluluk odaklı ve daha hak temelli iki kavram öneriyoruz: “Çocukların evliliğe sürüklenmesi” baskı ve ihmal mekanizmalarıyla ilerleyen süreci ve hak ihlalini; “evliliğe sürüklenen çocuklar” ise bu sürece maruz bırakılan, hakları ihlal edilen çocukları tanımlar. Bu iki ifade birbirinin yerine kullanılmamalıdır.
3. “Sürüklenme” Bir Sonucu Değil, Bir Süreci Görünür Kılar
Bir çocuk bir anda evliliğin içinde bulunmaz. Çocukların evliliğe sürüklenmesi; aile baskısı, ekonomik yoksunluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, geleneksel kabuller, çevresel baskı, aracılık, yetişkinlerin kararları ve koruma-denetim mekanizmalarının ihmalleriyle ilerleyen bir süreçtir.
Bu süreç evlilik gerçekleştiği anda başlamaz. Çocuğun eğitimden uzaklaştırılması, hareket alanının sınırlandırılması, karar süreçlerinden dışlanması, evliliğe hazırlanması, baskı altında bırakılması veya evlilik adı altında bir birlikteliğe yönlendirilmesiyle çok daha önce başlayabilir.
“Sürüklenme” kelimesini çocuğu iradesiz veya edilgen bir nesne olarak göstermek için kullanmıyoruz. Tam tersine bu kelimeyi, çocuğun üzerine yönelen baskıyı, müdahaleyi, yetişkin kararlarını ve yapısal mekanizmaları görünür kılmak için kullanıyoruz.
Çocuk, evliliğin sorumlusu değildir.
Çocuk, hakları bulunan ve korunması gereken bir öznedir.
Çocuğun mağduriyetini tanımak, onu yalnızca “mağdur” kimliğine hapsetmek anlamına gelmez. Çocukların görüşleri dinlenmeli, deneyimleri dikkate alınmalı, karar süreçlerine güvenli ve yaşlarına uygun biçimde katılmaları sağlanmalıdır. Ancak çocuğun sessizliği, görünürdeki kabulü, korku altında verdiği cevap veya koşullara uyum göstermesi yetişkinlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Çocuğun sesini duymakla sorumluluğu çocuğa yüklemek aynı şey değildir. Biz çocuğun sesini güçlendirmeyi, sorumluluğu ise yetişkinlere ve koruma sistemlerine yüklemeyi savunuyoruz.
4. Sorumluluğu Çocuktan Alıp Asıl Sahiplerine Yüklüyoruz
“Evliliğe sürüklenen çocuk” ifadesi, sorumluluğun yönünü değiştirmektedir. Bu terminoloji çocuğa “Neden evlendin?” diye sormak yerine yetişkinlere, kurumlara ve topluma “Bu çocuk kimler tarafından, hangi koşullarda ve hangi mekanizmalarla evliliğe sürüklendi?” sorusunu yöneltir.
Çocukların evliliğe sürüklenmesinde sorumluluk tek bir kişiye veya tek bir ana indirgenemez:
- Doğrudan sorumlular: Çocuk adına karar veren, baskı kuran, zorlayan veya bu süreci başlatan yetişkinlerdir.
- Aracılar ve kolaylaştırıcılar: Sürece aracılık eden, çocuğu hazırlayan, yönlendiren, bir araya getiren veya evlilik görüntüsü kazandıran kişilerdir.
- Koruma sorumluluğunu yerine getirmeyenler: Riski fark ettiği hâlde bildirimde bulunmayan, müdahale etmeyen, gerekli desteği sağlamayan veya çocuğu korumasız bırakan kişi ve kurumlardır.
- Yapısal mekanizmalar: Yoksulluk, eşitsizlik, ayrımcılık, geleneksel kabuller, eğitimden kopuş ve denetim eksiklikleri gibi çocukları bu sürece açık hâle getiren koşullardır.
Hiçbir gelenek, ekonomik gerekçe, aile kararı, toplumsal beklenti veya kültürel kabul çocukların haklarının önüne geçirilemez. Çocuğun korunması yalnızca ailesinin değil; kamu kurumlarının, eğitim ve sağlık sisteminin, adalet mekanizmasının, yerel yönetimlerin ve toplumun ortak sorumluluğudur.
5. Evlilik Söylemi İstismarı Meşrulaştıramaz
Bir hak ihlaline “evlilik” adı verilmesi, o ihlalin niteliğini değiştirmez. Bir çocuğun evlilik adı altında cinsel, fiziksel, psikolojik, sosyal veya ekonomik yükümlülüklere zorlanması; çocukluğundan, eğitiminden, güvenliğinden, gelişiminden ve geleceğini belirleme hakkından mahrum bırakılması ağır ve çok boyutlu bir çocuk hakları ihlalidir.
Bizim çocuk hakları temelli etik ve politik yaklaşımımıza göre, çocuğun evlilik adı altında cinsel birlikteliğe zorlandığı her durum, çocuğa yönelik ağır bir cinsel istismar ve sömürü biçimidir.
Somut olayların ceza hukuku bakımından hangi suç kapsamında değerlendirileceğine yetkili adli makamlar karar verir. Ancak hukuki nitelendirme sürecinin varlığı, yaşanan hak ihlalinin evlilik, gelenek, aile birliği veya toplumsal kabul söylemleriyle hafifletilmesine hiçbir şekilde gerekçe oluşturamaz.
Çocuğun haklarını ortadan kaldıran hiçbir uygulama “evlilik” sözcüğüyle kabul edilebilir hâle getirilemez.
6. Bu Terminoloji Bütün Çocukları Kapsar
“Evliliğe sürüklenen çocuklar” ifadesi, yalnızca kız çocuklarını değil; cinsiyeti, kimliği, uyruğu, sosyal konumu veya yaşadığı bölge ne olursa olsun evlilik baskısına ve yetişkinler tarafından belirlenen birlikteliklere maruz bırakılan bütün çocukları kapsar.
Bununla birlikte, “çocuk gelin” söyleminin özellikle kız çocuklarının maruz bırakıldığı hak ihlallerini romantize eden tarihsel ve toplumsal bir dil ürettiğinin de farkındayız. Yeni terminolojimiz hem bütün çocukları kapsamakta hem de kız çocuklarının karşı karşıya bırakıldığı eşitsizlikleri ve toplumsal baskıları görünmez kılmamaktadır.
Amacımız çocukların farklı deneyimlerini tek bir kalıp içine hapsetmek değil; onları evliliğin tarafı gibi gösteren dili terk ederek maruz bırakıldıkları süreçleri ve sorumluları görünür kılmaktır.
7. Ortak Bir Dil İçin Çağrımızdır
Akademi dünyasını, kamu kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını, yargı mensuplarını, baroları, sağlık ve eğitim çalışanlarını, sosyal hizmet uzmanlarını, yerel yönetimleri, medya kuruluşlarını ve bütün çocuk hakları savunucularını bu terminoloji dönüşümüne destek vermeye çağırıyoruz.
Bundan sonra:
- Çocukları tanımlarken “çocuk gelin” değil, “evliliğe sürüklenen çocuk” ifadesini kullanalım.
- Olgu ve süreçten söz ederken “çocukların evliliğe sürüklenmesi” diyelim.
- Çocuğun medeni durumunu değil, maruz bırakıldığı hak ihlalini görünür kılalım.
- Çocuğa “Neden evlendin?” diye sormak yerine yetişkinlere ve kurumlara “Bu çocuğu kimler ve hangi koşullar evliliğe sürükledi?” sorusunu yöneltelim.
- Haberlerde, akademik çalışmalarda, resmî metinlerde ve kamuoyu açıklamalarında çocukları düğün, gelinlik, damatlık, yüzük veya romantik birliktelik imgeleriyle temsil etmeyelim.
- Çocukların kimliklerini, mahremiyetlerini ve güvenliklerini koruyalım.
- Çocuğu suçlayan, sorumluluğu ona yükleyen veya yetişkinlerin eylemlerini görünmez kılan her türlü dilden uzak duralım.
8. İlan Ediyoruz
Evliliğe sürüklenen çocuk vardır.
Bu bir evlilik meselesi değil, çocuk hakları meselesidir. Bu bir tercih değil, baskı ve sürüklenme sürecidir. Bu bir gelenek değil, çocuğun haklarının ihlalidir.
Bu süreçte çocuk değil; karar veren, baskı kuran, aracılık eden, sessiz kalan ve koruma sorumluluğunu yerine getirmeyen yetişkinler sorgulanmalıdır.
Çocukların yeri, kendilerine dayatılan yetişkinlik rollerinin içi değildir. Çocukların hakkı; güven içinde büyümek, eğitim görmek, oyun oynamak, gelişmek, kendi geleceklerini özgürce kurmak ve her türlü istismar ile sömürüden korunmaktır.
Hiçbir çocuk evliliğe kendiliğinden “gitmez”. Çocuklar; yetişkinlerin kararları, toplumsal baskılar, eşitsizlikler, ihmaller ve koruma sistemlerinin yetersizlikleriyle oraya sürüklenir.
Bizim sorumluluğumuz, çocuk evliliğin içine sürüklendikten sonra yaşananları konuşmakla sınırlı değildir. Bizim sorumluluğumuz; sürüklenme sürecini daha başlamadan fark etmek, durdurmak, çocuğu korumak ve sorumlulardan hesap sormaktır.
Bakışımızı değiştiriyoruz.
Sorumluluğu çocuktan alıp asıl sahiplerine yüklüyoruz.ÇOCUK GELİN DEĞİL; EVLİLİĞE SÜRÜKLENEN ÇOCUK.